comment 0

Sifon sesi eşliğinde Skype mülakatı – Erasmus Staj Serüvenim #2

Eveet, serinin ikinci yazısına hoşgeldin! İlkini okumadıysan buraya tıklayarak yazıya ışınlanabilirsin. İlk yazıda nelerden bahsetmiştim bir hatırlayalım. Genel olarak Erasmus programından, başvuru sürecinden, dil sınavından, portfolyo & cv düzenleme aşamasından, başvuru yapacağımız şirketleri nereden bulacağımızdan…

Bu yazıysa “oldukça tuhaf” mülakat sürecimin anısını kapsayacak. İşinize yaraması açısından mülakat süreci hakkında bilmeniz gereken detaylardan muhtemelen sonraki yazıda bahsedeceğim.

Şu anda her şeyi hallettiğimiz ve beklediğimiz aşamadayız. Bir ton yere başvuru yapmışız & mail atmışız, cevap bekliyoruz. Bizim tarafımızda yapılacak bir şey kalmamış. Gıcık bir süreç evet. Ne yazık ki hepsinden cevap gelecek diye bir şey yok tabii. Şimdi e-postaları kurcalıyorum ve görünüşe göre ilk yanıtı alış tarihim 29 Ocak. Yani başvurunun son gününe sadece 10 gün kalmış. Gerisini sen düşün.

İlk yanıt veren ajansla; hem 6 ay staj yapabilecek birini istedikleri hem de vize aşamasında stajyerlere destek sağlamadıkları için mülakata bile gerek kalmadan olumsuz sonuçlandı. Güzel bir başlangıç. İlkinde kabul almayı beklemiyordum zaten eheh. Reddedilme konusunda liste bayağı kabarık. İnsanlara “on gün içinde halletmemiz gerekiyor” gibi bir şey dediğiniz zaman çoğunlukla “WTF” oluyorlar. Dolayısıyla yazdığım çoğu mailde “en geç şu tarihe kadar” ibaresi geçiyordu ve çoğu şirket/ajans ilk on günde dönmüyor bile.

29 Ocak’ta yanıt maili aldığım bir başka yer daha vardı. Hamburg’da küçük bir şirket. Havanın kirlilik/temizlik seviyesini ölçen (ofislerde, evde, açık havada çalışan) bir ürün geliştiriyorlardı ve bu ürünün bir de uygulaması var. Environment Tech. diye uyduralım şirketin adını çünkü çok kafamız karışacak. Aşk-ı Memnu gibi bir mülakat sürecim oldu. Ekipte hiç tasarımcı olmadığı için ben baskı işleri ve sosyal medya ile de uğraşacak gibi gözüküyordum. Benim kendimi geliştirmek istediğim bir alan değil ancak çok da umrumda değildi tabii, asıl amacım ne yapıp edip bir yer bulmaktı.

Dört gün sonraya (2 Şubat) Environment Tech’in CEO’su ile mülakat için sözleştik. Öncelikle şunu belirteyim, işsizken yapılabilecek en kolay şeylerden biri mülakata girmek sanırım. Çünkü işsizsin, zamandan bol ne var. Öğrenciyken zamanı ayarlayabilmek o kadar uyuz bir durum ki. Hele benim gibi devamsızlık yapmamanız gereken bir okulsa, ciddi problem. Ülkelere göre saat farkını da iyi hesaplamak lazım. Neyse ki ilk mülakat okulumun olmadığı cuma gününe denk geldi.

İlk defa o kadar uzun süre İngilizce konuştum, hatta İngilizce konuşmaya mülakatlar ile başladım da denebilir. Anlaşamadığımız ya da cevaplayamadığım bir şey olmadı, mülakat gayet güzel geçti bana kalırsa. Tek sinir bozucu tarafı Behance & Dribbble zaten işlerimle doluyken denemek için bir görev verdiler. İlk mülakattan sonra görevin detaylarını ve bir sonraki mülakat zamanını içeren bir e-posta aldım. Yılbaşında müşterilere göndermek için kullanılacak bir e-kart tasarımı. Kendimi geliştirmek istediğim alan ürün tasarımı ve illüstrasyon. E-kart ile uzaktan yakından alakası yok. Bir günde de çok iyi bir illüstrasyon çıkmayacağı için denemedim bile. Yapmasına yaptım ama içimden bir ses “aradığın şey bu değil” diyordu. Neyse iyi ki de yapmışım. Gece hemen tamamlayıp sonraki gün gönderdim. Harika! Bir sonraki mülakat (5 Şubat) Türkiye saatine göre 15:00’te, yani tam da “Çağdaş Sanat Tarihi” dersimin başladığı zaman. Gitmeyip devamsızlık yapmam ya da konulardan geri kalmam mümkün değil. Mecbur geç gireceğim.

Pazartesi günü saat üçe doğru tek derdim boş bir sınıf bulmaktı. Neyse ki buldum. Mülakatın ortasında birileri sınıfa dalarsa, ya az sonra ders başlayacaksa… gibi soruları zihnimden uzaklaştırmaya çalışmak BİRAZ zor oldu. Boş sınıf kıtlığımız var kesinlikle okulda.

Mülakattan sonra derse geç girince hoca nerdeydin diye sordu. Mülakattaydım hocam dedim, ne diyim.

İkinci mülakat da güzel geçti. Bir saat sonra da stajı kaptığıma dair yanıt geldi. ŞOK.

Uçtum havalara tabii. Bu kadar kısa sürede başarabileceğimi cidden düşünmemiştim. Anında “Acceptance Letter” için gereken bilgileri yolladım. Erasmus Staj için online başvuruyu da hemen yaptım.

8 Şubat’ta daha önce başvuru yapmış olduğum SAP ile mülakatım vardı. Bildiğimiz SAP. Diğer şirketten kabul almış olsam da mülakata katıldım tabii. İki ay sonra olumsuz dönüş yaptılar. İKİ AY.

Dört gün sonra da başvuru için gerekli belgeleri Erasmus ofisine teslim ettim.

Şöyle bir problem vardı ki bu zamana kadar maaş alacak mıyım, ne kadar alacağım hiçbir şey konuşulmadı. Kabul mektubunu alana kadar umrumda da değildi açıkçası. Zaten hibe var, kendim de biriktiririm bir şekilde giderim diye düşünüyordum. Sonra ne olur ne olmaz diye sordum.

Unfortunately, for the duration of the Erasmus+ internship, we would be unable to provide any salary.

(Ne yazık ki, Erasmus+ staj programı süresince, herhangi bir maaş vermemiz mümkün değil.)

Hâlâ aynı şekilde düşünüyordum. Zaten hibe var, kendim de biriktiririm bir şekilde giderim.

Sonradan öğrendim ki, aptal hibeler en erken eylülde hatta ekim ayında ödenmeye başlanıyormuş. Hibeler ile ilgili toplantı Ağustos ayı civarında yapıldığı için yazın staja gidenler hibelerini muhtemelen dönünce alıyorlar. Bunu da öğrenmemle birlikte hayallerim resmen suya düştü. Euro’yu beşle çarpıp üç ay için biriktirmem gereken miktarı düşündükçe ne kadar zor olacağını tahmin edebiliyordum. Diğer şirketle herhangi bir sözleşme de imzalamamıştık, sadece kabul mektubum vardı. Dolayısıyla staj avına ve mülakatlara kaldığım yerden devam etmeye karar verdim. Erasmus dil sınavını geçtiğime göre staj yapacağım şirketi değiştirmek için Mayıs ayına kadar zamanım varmış. Bunu niye daha önce bilmiyordum ben! Zaten ilk süreç o kadar kısıtlıydı ki çoğu şirket yeni yeni dönüş yapmaya başlamıştı ve hâlâ mülakata girmem gereken yerler vardı.

Başvuruma cevap verenlerden gözüme kestirdiğim iki yer vardı. İlki Edenspiekermann diğeri Mesaic. İkisi de bir ton şey öğrenebileceğim, hevesle mülakatı beklediğim yerlerdendi. Edenspiekermann’ı zaten çok önceden biliyordum, oldukça havalı bir ajans. Başvuruya cevap almış olmam bile şaşırtıcı geliyordu bana. İkisiyle de Skype görüşmesi için uzun süre beklemem gerekti. Bir e-posta yolluyorlar anında cevap veriyorum ama dönüşü en erken on gün sonra alıyorum. Biraz sinir bozucu bir durumdu ama napalım.

Bu süreçte birkaç yerden Skype sürecine gerek kalmadan red e-postaları geliyor elbette.

İki şirket de birbirini bekliyormuş gibi aynı hafta içinde mülakat zamanını belirlemek için e-posta gönderdi. “Size bu zaman uygun mu?” diye soruyorlar ama umrumda değil. “Aaa! Bana uygun değil, şu gün yapalım.” desem ya onlara uymayacak ya da yine en erken on gün sonra cevap verecekler. He diyip geçiyorum. Okulda da mülakat yapabiliyorum zaten, ne olacak ki?!

İkisi de aynı güne denk geldi. Mesaic salı günü saat 13:00’te, Edenspiekermann 18:00’da. Bu bir şaka olmalı. Tabii ki o gün okulda olmalıyım. Hangi gün önemli dersim yok ki?

Salı günü saat bire doğru boş sınıf aramaya başladım. Sürekli boş olan sınıflar dolu. Yok. Boş sınıf yok. Beynim resmen durdu. Sınıfa giriyorum, bir sürü ses var, az sonra hoca gelecek. İmkansız. Kilitli olan toplantı salonunun kapısını açtırsam? Anahtarlarla ilgilenen ve sürekli orada olan amca o an orada değil. On dakika sonra yanıtlamam gereken bir mülakat var ve resmen anksiyetem tavan. En son harika bir çözüm buldum. Gittim kızlar tuvaletindeki sandalyeye oturdum. Cidden aramaya beş dakika kala bunu yaptım. O kadar sessizdi ki niye hiç daha önce tuvalette mülakata girmemişim diye düşünüyordum ki, birden bir foşurtu koptu. SİFON! Her şeyi hesap edebilirdim. Birileri girer mi, internet bağlantısında sıkıntı olur mu (telefonumun internetine bağlanıyordum gerçi), o olur mu, bu olur mu… ama sifon… hiç aklıma gelmemişti. Mülakat saatine birkaç dakika kala sınıfa koştum ve sınıftakilere durumu anlattım. Yarım saatliğine sessiz olacaklarına dair söz aldım. Hoca girerse de biri durumu açıklardı herhalde. Koca sınıfın ortasında çekinerek de olsa o mülakata girdim. Karşı tarafın durumdan zerre haberi yoktu elbette 😅

Mülakatta Nisan ayının sonuna doğru muhtemelen olumlu bir cevap alabileceğimi öğrendim. Öncesinde Senior bir tasarımcıyı işe alma planları varmış. Sonrasında yeni tasarımcı ile birlikte bir mülakat daha yapmamız gerekiyormuş. 27 Şubat’ta girdiğim mülakatta Nisan sonu gözüme oldukça geç göründü. Daha eve gidip Edenspiekermann ile mülakat yapacaktım.

Edenspiekermann mülakatı oldukça iyi geçti. Staj için maaş da alacaktım hem. Özellikle mülakat sırasında “staj süresince neyi öğrenmeyi hedeflediğimi” sorduklarında gerçekten çok mutlu olmuştum. Bunu sorgulamaları tam olarak aradığım şeydi.

On gün kadar sonra cevap geldi.

I’m happy to let you know that we can offer you an internship of 4-5 months starting in June 2018.

(Haziran 2018 itibariyle 4-5 ay süresince sana staj imkanı sunduğumuzu bildirmekten mutluluk duyarım.)

NASIL YANİ? Havalara uçtum. Aklımdan geçen en saçma şeyse, acaba Helvetica belgeselinde orijinal karakteriyle dikkatimi çeken Erik Spiekermann ile tanışma şansım olur mu?

Kağıt işlerini halletmek için ajanstaki başka bir çalışandan e-posta alacağımı söylediler. Bir hafta kadar sonra kabul aldığım Environment Tech. ve Mesaic’e başka bir yerden kabul aldığımı anlatan bir e-posta attım. Bu zamana kadar yazın benimle çalışacaklarını zanneden Environment Tech.’e finansal sebeplerle orada olamayacağımı üzülerek belirttim. İçim bu konuda pek rahat değildi, çünkü; “Karma is a bitch!”

Artık kesin olarak Berlin’e gidiyorum diye kendimi hazırlamaya başlamıştım. Yine de hâlâ inanamıyordum. Kağıt işleri için gereken maili 20 gün geçmesine rağmen almamıştım bu arada. İşler hep böyle yavaş mı ilerliyordu bilmiyorum.

Mart sonu bir çalıştay için Hacettepe Üniversitesi’ne gittik. Orada okuyan Farabi döneminden samimi olduğum tek arkadaşımla, Yaseminle buluştuk. Starbucks’ta kahvelerimizi yudumluyorduk. O muhtemelen Avusturya’ya yerleşebileceğinden, ben Berlin’de yapacak olduğum stajdan bahsediyordum. Havadan sudan konuşurken bir e-posta geldi. Hayal kırıklığının ne demek olduğunu öyle derinden hissettim ki, ne yapacağımı cidden bilemedim.

Unfortunately we will not be able to offer you a position as an intern, as there has been some miscalculation with the spots and all intern positions for the timeframe in question are already taken. I am really sorry about this confusion and I hope…

(Ne yazık ki, alınacak olan stajyer sayısıyla ilgili bir yanlış hesaplama yapıldığından ve söz konusu zaman dilimi için tüm stajyer pozisyonları dolu olduğundan size bir staj imkanı sunmamız mümkün değil. Bu karışıklık için gerçekten üzgünüm ve umarım…)

Miscalculation?! Yanlış hesaplama! İyi de “pozisyon sunma” aşamasını çoktan geçmemiş miydik? Mülakat yaptığımız tasarımcıya mail attım ancak yanıt aylar sonra geldi. “Alman bürokrasisi sebebiyle” Erasmus+ programıyla bile olsa staj yapmam mümkün değilmiş. Hiç anlamadım.

Her şeye yeniden başlamam gerekecekti ve çabalamaktan çoook yorulmuştum.

Devamı sonraki yazıda!

Görüşmek üzereee!

Kapak fotoğrafı: rawpixel on Unsplash

Serinin diğer yazıları (yazdıkça güncelleyeceğim)

Leave a Reply