comments 10

Yazsak yazsak bedavaya ne yazsak?

Klavyenin tuşlarına konuşurmuş gibi hızlı hızlı basmayı unutmuş bir insan olarak karşınızdayım, yine ve yeniden. Yazmayı unuttuğumdan endişe bile etmiştim ancak tam şu anda içime su serpildi. Neyse ki hâlen cümle kurabiliyorum! 😀

Tam “Yazsak yazsak ne yazsak?” diye başlık atacaktım ki aklıma yıllar öncenin Bonus Card reklamı geldi. Hatırlayan? Höh. Tee 2000 yılında çıkmış! 17 YIL ÖNCE. Ah zaman, yine su gibisin dostum.

Yazamıyorum ben. İç dökmeli, can sıkıntısı aktarmalı gerçeğinden kişisel blog kaldı mı bilmiyorum. İçimde biriktirdiğim bi’ sürü düşünce, fikir, heyecan ya da heves olsa da çoğunlukla gelip geçici haller olduğunu düşündüğümden ya yazmaya çekindim ya da “millete ne bundan!” dedim geçtim.

Uzun zamandır içerik üretmek konusunda kafam çok karışık. Çünkü içerik üretmek v.s içini dökmek. “Nitelikli içerik” konusuna taktım kafayı. Kişisel blog işte ne istiyorsan yaz, değil mi? Yook. “Bunu okumak kimin işine yarayacak ki?” sorusunu sora sora bütün taslakları hiç ettim. Belki de diğer insanların ne düşündüğünü fazla önemsedim, belki de gerçekten birilerine yararlı olmak istedim. Bilmiyorum. Fakat kendimle hemfikir olduğum (???) tek konu fazla düşündüğümdü.

***

Uzun zaman önce yarışmalara katılma süreci üzerine bir araştırma yapmıştım. Sadece yarışma değil aslında. Mesela çok istediğimiz bir işi almak için de olabilir. Nasıl bir psikoloji ile çalışılmalı, kendimizi nasıl motive edebiliriz gibisinden. Az önce Google’a ve tırnak işareti içine alınmış anahtar kelimelerle aramanın gücüne inanarak o yazıyı bulmaya çalıştım. Ta daa. How to win any competition you enter. Fazla iddialı bir başlık olsa da kesinlikle okumalısın. Yazıdan aklımda kalan ancak henüz uygulamayı pek beceremediğim bir bölüm var;

“Let the admissions committee reject you, if they decide you’re not right. Don’t do their job for them.”

“Bu kimsenin işine yaramaz!” diye yazmadığım bir anı yazılmış olsaydı belki de güzel bir yorumla beni haksız çıkarabilirdi. Bu bir yarışma olmasa da okuyucunun işini yapmak bana düşmemeliydi. Belki de ben sadece yazmalıydım. Fakat hep en olumsuzu düşünerek mi hareket ediyorum nedir, eleştirilmemek için hata yapmaktan korkuyorum. Bu yüzden yaptığım her şey mükemmel olsun istiyorum. Bunu da bu cümleyi yazarken fark ettim. Yazmak bazen gerçekten terapi etkisi gösterebiliyor 🙂

***

“Neden ben?” demek yerine ne yaşamış olursam olayım belli bir sebebi olduğunu düşünürüm hep. Ne bileyim, kelebek etkisinin gücüne inanırım. Zorlukları aşabilmenin öğrettiklerine saygı duyarım. Yazmayı çok seven biri olarak, bir şeyleri aşmamın sebebi de diğerlerine yardım etmek için tecrübelerimden bahsetmek olabilir belki de? Bak, yine fazla düşünüyorum. Ya da bir şeyi de “canım istedi yazdım asdasdsf” diyerek yaz be kızım.

Geçen gün, altı ay önceki terapistim için hazırladığım bir liste buldum. “Beni en çok endişelendiren şeyler” listesi yapmışım. O kadar ilginç geldi ki. O listeye yazdığım her şey başıma gelmiş fakat dünyanın sonu değilmiş. Bak hala hayattayım 😀 Okulumun uzaması, ayrılık, yalnızlık, kötü notlar almak, eleştirilmek, işimi iyi yapamamak… Ah ne dertler ne dertler.

Mükemmeliyetçilik ise bir başka problem. Yazıyı yazmak yetmiyor. “Acaba yazı için bir de illüstrasyon mu hazırlasam?” diye düşünüyorum. Ya da fotoğraf çekebilirim? İlla ki her şeyi ben yapacağım. Kendime iş çıkarmaya bayılıyorum. TheStocks var kapı gibi, git kullan işte. En sonunda çizmeye de fotoğraf çekmeye de üşendiğim için o yazı öyle kalıyor. Şunu kendime her saniye hatırlatmam gerekiyor sanırım;

“Done is better than perfect.”

Blog yazamadığım süreçte yaptığım en büyük hata tecrübeyi küçümsemekti galiba. Bu süreçte bir ton şey yaşadım. Staj yaptım, anksiyeteye yenik düştüm, depresyona battım ve çıktım. Okula bir dönemlik ara verdim.

Sanalda klavyelerin kraliçesi rolüne bürünmeye çalışsam da aslında özgüvensiz insanın dibi olmama rağmen Youtube için videolar hazırlamaya başladım. Neyse en azından bunu başarmışım 😀 Ama sırf insanlar etiket yapıştırmasın diye buraya ne özgüvensizlik, ne depresyon ne anksiyete… Hiçbir şey yazamadım. Çünkü birileri sizi kafasında bir kere “problemli” olarak canlandırırsa bu kalıcı hale gelebilir diye düşündüm. İçini dökmek bir nevi zayıf yönlerinden bahsetmek demek. Ben de buraların depresifi olmak istemedim belki de… Artık atlattığım için mi yazabiliyorum onu da bilmiyorum ama bu böyle gitmez dedim. Yeter be dedim 😀 13 yaşından beri kişisel blog tutan ve yazmaya aşık bir insan olarak yazmadıkça yaşamıyorum. Artık tek korktuğum şey korkak biri olmak. Bırak kim ne düşünürse, neye inanırsa inansın dedim. Rahvan gitsin dedim.

Kısacası hayat endişelenmek, diğerlerinin hakkında ne düşündüğünü umursamak ve fazla düşünmek (over-thinking) için çok kısa. Kuşlar uçuyor! Beynimizin kanatlarımız olduğunu varsayarsak (???), kuşlardan ne eksiğimiz var? Uçalım gitsin 😀

Bugün buradaki toplanma amacımız sizler için küçük benim için çok büyük bir adım aslında. Batuhan‘ın art arda gelen süpersonik yazıları sayesinde hem kişisel hem tasarım üzerine yeniden yazmaya heveslendiğimi fark ettim ancak öncesinde içimi döküp burada tekrar kendim olmaya devam etmem gerektiğini düşündüm. Blogda da YouTube’da da “kişisel yolculuk” olan sloganımın hakkını vermeye çalışacağım. “Bunu bunu yaşadım, bunları sevdim/sevmedim, bunları öğrendim.” Al sana yolculuk 😀 Efenim nitelikliymiş, değilmiş, gereksizmiş… Bunları bir kenara bırakıp kendi ütopyamın klavyesi olmaya devam etmem gerekiyor.

Hayat enerjisini yaptığı listelerden alan bir insan olsam da uzun zamandır “nasıl olsa yapmayacağım” gibi lanet bir motivasyonsuzlukla listelerden kaçıyordum ki az önce “yazabileceklerim ancak yazmadıklarım”  listesi yaparak buna bi’ son verdim.

Yazabileceklerim ancak yazmadıklarım;

  • İzlediğim filmler, diziler
  • Tecrübeler
  • Düşündüğüm, sorguladığım şeyler
  • Okuduğum kitaplar
  • Keşfettiğim müzikler
  • Beni heyecanlandıran herhangi bir şey
  • Güzel anılar
  • Tasarım üzerine notlar
  • Öğrendiğim yeni bir şey

Yukarıdaki listedeye baktıkça aklıma yazacak bir ton şey geliyor! Şimdiden heyecan yaptım. Birkaç gün sonra bir başka yazıda görüşmek üzere, kendine iyi bak 🙂

Buraya kadar okuduysan ve tabii ki sevdiysen, yazıyı paylaşmayı ya da yorum bırakmayı unutma olur mu? 🙂

Sosyal medyada ben;

Twitter / Instagram / Dribble / Behance

10 Comments

  1. Muharrem

    Bloguna arada bir uğrayıp güzel ve eğlenceli yazılarını okuyorum. Hatta bir kaç gün önce arkadaşımla kahve içerken üzerime kahve döküldü. Aklıma o yazın geldi. Baya güldürmüştün beni o yazıda. Arkadaşıma da okuyacaktim ama bulamadım. Şimdi bloguna girip yeni yazı görünce çok sevindim.
    Bu yazıda da kendimi geliştireceğim bir kaç yeni fikir edindim. Teşekkür ederim.
    Umarım yazıların devamlı olur.?

    • Hahaha, çok mutlu oldum 🙂 Yani kahve dökülmesine değil elbette ancak, öyle gülümsetmek sevindirdi. Yeni yazılarda görüşmek üzere o zaman. Takip etmek için anasayfadan e-posta abonesi de olabilirsin bu arada ^^

  2. Benim uzun zamandır lafım şu kendime:)
    “içimde kalıcana dışımda kalsın” 🙂
    kararsız kaldığımda işe yarıyor..
    mükemmelliyetçiliğin dezavantajları ve avantajlarını listelediğinde dezavantajlarının çok çıkacağını düşünüyorum.. yıpratıcı….ben çabalıyorum ..senden de yaşlıyım…keşke senin yaşındayken senin gibi yaratıcı olumlu olabilseydim yada çevremde daha çok bilgi alabileceğim kaynaklar olsaydı 🙂 o zaman internet yoktu :))
    yeni yazılara abone oldum görüşürükkk 🙂

  3. helen

    merhaba bende yeni bir blog yazarıyım ilham ve örnek alabileceğim bir blogger arıyordum sürekli ve sizi bu yazınızla tanıdım gerçekten harika

  4. Pingback: Asıl şimdi bloglar adına endişelenmeye başlayabiliriz - e-vren günlüğü

  5. Merhaba 🙂
    Blogunla bugün gezinirken karşılaştım. Görünümü, içeriği, orjinalliği çok ilgimi çekti ve yazılarını okumaya başladım. Gerçekten çok güzel ve ilgi çekici yazıyorsun. İçtenliğin, samimiyetinle beni tamamen kazandım diyebilirim. Ben de senin tarzında bir blog yazıyorum. Kişisel blog diyelim 🙂 Ara vermiştim 2.5-3 aylık bir sürede ve tekrar dönmeye karar verdim. Bloguma beklerim aynı şekilde ^-^

  6. hulasaikelam

    Okudum. Gayet güzel. Uzundu. Kısa kısa olabilir. Beğendim. Yazmalısın. Yaz. Okuruz. Tasarımla ilgili yaz. Yönlendir bizi. Serüven okumak iyidir. Bekleriz. Cevaplar sende. Okumadıysan (okumuşsundur muhtemel) simyacıyı oku.

  7. İç dökmeli, can sıkıntısı aktarmalı gerçeğinden kişisel blog yazıları yazmaya devam edin lütfen… Samimi bir karekterin kaleminden neşredilen yazıların mutlaka okuyucusu olacaktır. o samimiyet ve sıcaklık yazılarınızda ziyadesiyle var ki yazınızı son kelimesine kadar okudum…

Leave a Reply