comments 5

“Kendine Ait Bir Hayat” kitabı üzerine…

“Bu kitap yedi yıllık bir hayat incelemesinin kaydıdır. Bu kaydın amacı ne tür deneyimlerin beni mutlu ettiğini bulmaktı.”

Birkaç ay önce anksiyete ve depresyon krizleri gibi çoğunlukla insanların bahsetmek istemeyebileceği iğrenç dönemlerden geçerken; sorgulamaktan ve yaşamak için bir amaç arayıp durmaktan oldukça yıpranmış hissediyordum.

Kendimi keşfetme ve anlama ihtiyacı hariç, amacımı, ne olduğumu, kim olduğumu ve ne için yaşadığımı umutsuzca sorguladığım saçma bir dönemdi. Mutluluğu arıyordum fakat onun peşinde koşarken kendimi mutsuz ediyordum 🙁

Tam da değişim öğrencisi olarak bir yıllığına Marmara Üniversitesi Grafik bölümüne başladığım dönemdi. Belki İstanbul yaramadı bana, belki yeni bir ortama alışamadığım içindi. Bilemedim şimdi. Sadece bir “süreç” olduğuna emindim ve zamanın geçmesine sığınmaktan başka yapabileceğim tek şey bunu nasıl daha çabuk aşabileceğimi araştırmaktı.

Yeni sınıf arkadaşlarımla konu üzerinde konuşurken, neyse ki kitap okuyan insanlara rastlamıştım, sorgulamalar içinde kaybolduğumu gören Seray “Kendine Ait Bir Hayat kitabını okumalısın!” önerisiyle geldi. Mephisto, D&R, Remzi kitabevi gibi yerlere sormama rağmen hiçbirinde stokta yoktu. İnternetten almak da istemiyordum çünkü yurtta kaldığım için kargo ben okuldayken geliyor. Şubeye gidip almak desen ohoo. Kitapçılarda genel olarak şöyle bir diyalog geçiyordu.

– Merhaba! Kendine Ait Bir Hayat kitabı var mı acaba?
+ Bi’ bakalım. Kendine Ait Bir Hayat… Hmm. “Kendine Ait Bir Oda” olabilir mi?

Faruk Eczanesiiiii. Faruk Eczanesi… Faruk Kıraathanesi olabilir mi?

Kitabın bu kadar kıyıda köşede kalmış olmasına çok şaşırmıştım. Neyse ki bir iki hafta sonra Üsküdar Kitap Fuarı’ndaki Metis Yayınevi standında bulup derhal kaptım 🙂 Kitabı okumaya başlamama rağmen ruhsal sürecim umduğum gibi gelişmedi ve ikinci dönem okula ara vererek Eylül’de devam etmek üzere eve yani İzmir’e döndüm.

Kitaba uzun zaman önce başlamış olsam da gerek dili biraz ağır olduğundan ve üzerinde düşünülmesi gereken analizler içerdiğinden gerekse sadece kendimi kaybettiğim zamanlarda elime aldığım için aylarca bitirilmeyi bekledi. Sonunda, geçen hafta, kalan bölümleri sabırsızca okudum.

Canım yazar Marion Milner bundan uzun zaman önce, 1926 yılında, yedi yıl boyunca kendisini mutlu eden anları ve bilinçaltının türlü oyunlarını günlüğüne kaydediyor. Yazdıklarından da sanıyorum ki kendisi de anksiyete dediğimiz “kaygı bozukluğu” problemlerini sıkça yaşayan biri. Yıllar sonra kitaplaştırılacak olan bu günlükte yıllarca kendi psikanalizini yapıyor. Bilinçaltının daha önce varlığından bile haberdar olmadığım oyunlarını keşfediyor. Artbölge, dar odak, geniş odak, kör düşünce, özfarkındalık gibi araştırılası bir çok yeni rastladığım kavram vaadediyor. Üff be! Kitabı nasıl pazarladım ama…

Neyse ki ilk defa, muhtemelen baya önemsediğim için, en başından beri beni etkileyen bölümlerin altını çizmişim. Telif hakkı perileri bana kızmasın diye hepsini buraya yazamayacak olsam da, seni alıntıların bir bölümüyle baş başa bırakıyorum.

  • Hayatımın bana ait olduğunu, ben onu kendi istediğim gibi yönetmezsem kimsenin benim yerime yönetemeyeceğini hiç dikkate almazdım. (s. 19)
  • Başkalarının benimle ilgili düşüncelerine öyle bağımlıydım ki sürekli itici gelme korkusuyla yaşıyordum ve yaptığım bir şeyin onaylanmadığını hissettiğimde durumu kurtarana kadar içim rahat etmiyordu. (s. 20)
  • Kendini daha az düşün. (s. 26)
  • Tatillerin bazen mutsuz geçmesi belki bu yüzdendir. Doğrudan mutluluk avına çıktığın için onu kaybedersin. (s. 33)
  • Konsantrasyon eksikliğinin sırrı bana korku, suçluluk, sürekli kaçmak, saklanmak gibi geliyor – insanın o anda yaptığı şeyin onu kurtarmayacağı, başka şeylerin daha iyi olduğu hissi- daima senin yapmadığın şey en önemli şey. (s. 89)

İşte kitap bu gibi derin düşünmeler ve farkında bile olmadığımız iç dünyamız üzerine telefon flaşı tutuyor. Işık tutuyor demek istemedim. Teknoloji gelişti dostum, fener mi tutacaktı. Kitabın sonlarında rastladığım, bana asıl iyi gelen alıntıları paylaşmıyorum ne yazık ki. Kitabı okumak isteyeceklerin heyecanını kaçırmak doğru olmaz bence. Spoilera hayır.

İlerleyen sayfalarda yazar düşünceleri üzerine deneyler yapmaya başlıyor. Kendisini endişeye sürükleyen bir düşünceyi cımbızla çekip çıkararak defterine o düşüncenin çağrıştırdığı her şeyi kelime kelime aktarıyor. Mesela birbiriyle alakası olmayan kavramlar geçmişteki bir olumsuzluğun imgesi haline gelerek hislerimizi etkileyebiliyormuş. Hızlıca okunabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Sindirerek çözümlememiz gereken birçok “Al sana!” diye karşımıza çıkarıyor. Zaten önsözün son cümlesi de şöyle;

Kendisinin zannettiğinden çok daha aptal olduğunu anlamaya hazır olmayan kimse bu deneye kalkışmasın.

Tamam Marion abla ne kızıyosun.

Günümüzdeki düşünce problemlerinin bundan yıllar önce yazılmış olması gerçekten çok ilginç. Kitap 1934 yılında yayımlanmış ve hâlâ 2017 ve sonrasına ışık tutabilecek nitelikte. Milner kitabı bilimsel temele dayandırmadan kendi deneyimleriyle yazmasına rağmen elde ettiği başarıyla mesleki hayatına bir psikanalist olarak devam etmiş.

Bir sonraki yazıda, ilk paragrafta bahsettiğim “kendini keşfetme, depresyon ve anksiyete” dönemini atlatma sürecimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum. Yaşarken komik değildi fakat bence bu gibi mutsuz edici problemlerle boğuşan insanlar ciddi ve makale gibi yazılmış bir yazıdansa kendilerini tebessüm ettirecek samimi bir yazıyı, başarabilirsem, daha katlanılır bulabilirler. Bu yazıyı da, sonraki yazıda kesinlikle bahsedeceğim bir kitap olduğundan bağlantı vermek için öncesinde yazmak istedim. İleri görüşlülükte zirve 😛

Kendine iyi bak, görüşürüz ^^

Sosyal medyada ben;

Twitter / Instagram / Dribble / Behance

5 Comments

  1. Öncelikle iyi haftalar,
    Blogumda psikoloji kişisel gelişimle ilgili kitaplardan alıntılar var. Bir ara okudum kategorime bakmanı isterim. Orda çok tavsiye edebileceğim kitaplar var. Beni zor zamanlarımda çok destekleyen çok iyi gelen kitaplar.
    Sevgiler 🙂

  2. Anlatım dilinizi ve spoiler’den (ayrıca bu kelimeyi ilk kez bir yerlere bakmadan burada sizin bloğunuzda yazıyorum… Tabiki daha sonra doğru yazmışmıyım diye üstteki yazınızdan kontrol ettim… geri döndüm ve doğru yazmış olduğumu gördüm… 🙂 uzak kalarak içeriği izah etme gayretinizi ve bu konudaki yetkinliğinizi önemsiyorum…
    iyi yayınlar…

  3. Hit çekilmeye çalışılıp saçma sapan yazılardan başlıklardan sıkılanlar için güzel bir yazı olmuş. Bloglarda böyle yazılar paylaşıldığını bilmiyordum. Teşekkürler 🙂

Leave a Reply