22 Ocak 2015

Eski Yazı: Ekşınlardan ekşın beğendim.

Eski bir yazı.

Yazarken en çok eğlendiğim, güldürdüğüm için en çok mutlu olduğum yazılardan biriydi bu yazı 😀 22 Ocak 2013 tarihinde yazmışım. Nostalji olsun, okuyup okuyup “niye büyüyoruz ki ya!” diye üzüleyim ^^

***

Ekşınlardan ekşın beğendim.

Başlıktaki ingilizceyle türkçeyi birbirine giriştirip rezil etme çabamdan ötürü özür dileyip yazıya balıklama dalıyorum.

Bu gün son iki gündür servis kaçırma rutinimden sıkılıp değişiklik olsun diyip servis beklemek üzere evden erken çıktım. Tabi bünye alışkın değil, tam kapıyı kapatıp ayakkabılarımı giyince fark ettim ki anahtarımı evde unutmuşum. Babam evde uyuyordu ama yazık adamı uyandırmayayım dedim (demez olaydım), hazır çantada kalem/kağıt da var, kapıya kardeşim için not bıraktım.

Anahtarımı unutmuşum, evde dur bi yere gitme. Bye!

Özenip de ifadesiz olmasın diye bye bile yazmışım yani…

Boğazlarım hafif ağrıdığından dün akşam 7 gibi uyuyup tee sabah 8′de uyanmakla rekor kırıp toplam 13 saat uyuduğum için bugün okulda uyuklamadığım için gururluydum, coğrafyada bile uyumadım düşün. Onun dışında klasik bir gündü, ta ki eve gelene kadar.

Servisten inip eve varana kadar yürüdüğüm sürede kafamdan geçenler özetle şöyle:

Oleey, bu gün How I Met Your Mother vaaar! Dün Mentalist’in yeni bölümü çıkmadı ama bu inşallah çıkmıştır! Ama önce bi duş falan alayım, saçlarım yağ fabrikasından çıkmış gibi ıyyk, dün 13 saat uyucağına bi banyo yapaydın böyle pislik yumağı gibi gezmezdin işte aferim sana…

Bizim zil bozuk olduğundan aşağı kapıyı ikinci kattaki veletlere açtırdım. Merdivenleri hışımla aşıp bizim kapının önünde ayakkabılarımı çıkarıyordum ki bi baktım sabah vedalaştığım sevgili not hala sıkıştırdığım kapı tokmağında duruyor. Zili yüz kere çalıyorum, tık yok. Yanımda ne telefon var (okulda yasak olduğundan) ne dünyayla haberleşebileceğim herhangi bir telekomünikasyon aleti. Öyle sap gibi kaldım yani. Üst kata (terasa) çıkan merdivenin ikinci basamadığını ayakkabılıktaki gereksiz bezlerden biriyle süpürüp oturdum. Dizlerimi birleştirip kafamı üstüne yerleştirerek, geldiğinde kardeşime ne gibi eziyetler uygulayabileceğimi düşündüm. (NOT: BEN ASLA KARDEŞİME VURMAM, SADECE HAYAL EDİYORUM HAA!) Saçlarından tutup kakılmış gibi döndüre döndüre duvarlara çarptım, bu notu ne bokuna okumadın da evde durmadın diye bi güzel tokatlar attım, sıfatı pancara dönüştü… Ben bu sahneleri yaratırken o kadar zaman geçti ki en az bi yirmi dakka gitmiştir dedim bi baktım 5 dakka geçmiş daha!!! Baktım bu bi işe yaramıyo tekrar tekrar zile bastım.. cıks, dedim bari telekomdan kart alıyım da şu mahallede durup hiç bi işe yaramadığını düşündüğüm telefonları kullanma şerefine erişerek babamı arayayım. Gittim o gereksiz karta 4 lira bayıldım ve orasını burasını evirip çevirerek sonunda kartı takıp çalıştırabildim.

+ Baba nerdesin sen?
– Köydeyim ben..
+ Hadi yaa kapıda kaldım ben, dışarıdan arıyorum E. (kardeşim tabiiki) nerde?
– O arkadaşlarıyla spor yapmaya gitmiş, annen söyledi.
+ Sen onu bi arasana telefonu belki yanındadır.
– Yanına almamıştır o ama bi arayayım.

O spor yapıp esnettiğin kasların bükülsün diye tam da kapıda kalmış bir ablaya yakışacak, çeşitli iyi dileklerde bulundum kardeşim adına.

Önümde koca saatler vardı, öyle sap gibi bekleyebilceğim. Bizim süper merdiven otomatı (ışık yani) sensörlü olduğundan kitap da okunmaz, test de çözülmez. Bildiğin balerincilik oynamak gerekiyor, bi ayağını kaldırcaksın bi kolunu anca o zaman yanıyor ve üç saniye sonra sönüyor, tam bi cinayet sebebi…

Neyse işte ben de gidip bir iki cips aldım, göbüşüme göbüş kilolarıma fazlalık katmak için. Geldim tekrar kapıya bu sefer totom donmasın diye altıma bi de yakmalık eski defterlerden koydum, saf saf cips yiye yiye gelecek hayata dair planlar kuruyorum, arada kardeşimi dövüyorum, çelik kapıyı açmanın yollarını arıyorum, süper kahraman olup eve balkondan giriyorum falan.. yine zaman geçmiyor.

Başka bir şey bulayım dedim, hazır cips yiyip kalorileri aldım bari spor yapayım dedim ve olduğum yerde koşarak 300 adım koştum ki nefes nefese ölüyodum az daha. Bi kaç kere de merdivenleri inip çıktım, sonradan kuruldum tekrar minderi defterden oluşan ikinci basamaktaki tahtıma. Baktım bi adam çıkıyo bizim kata, 25-27 yaşlar arasında (26′dır o zaman doğal olarak…) Şu gerizekalıca diyalog geçti aramızda:

+ Selam, şey ben kapıda kaldımda ondan… (neydeen?? burası senin evin gerizekalı, adama niye hesap veriyosun?!)
– ?? (adam eliyle bi aşağı katı bi yukarı katı işaret ediyor, ne diceğini bilemedi.)
+ Siz kime bakmıştınız? (apartman temsilcisiyim adeta, dışarıda durup misafirlerin zil çalmasına yardım edyorum -yeni meslek-)
– Burası Xxx Xxxxx’in evi mi? Bulaşık makinasında bi sorun varmış, onun için gelmiştim ben. (Babamın adını söylüyor, tabiki iksiksiks diye babam yok)
+ Evet ama bende anahtar yok ne yazık ki! (ev sahibi dışarda kalmış senin ne işin var burda diyorum binevi..)
– Tamam o zaman ben daha sonra gelirim.. (ee yani, yok beraber bekleseydik)
+ Evet iyi olur..

…derken o sırada giyotine gitmesi gereken kardeşim merdivenlerden çıkıyor ve makinacı arkadaşla karşılaşıyorar. Hemen de muhabbet kuruyorlar..

+ Sen Xxx Xxxxx’in kızı mısın? Anahtar var mı sende? (kardeşimin ödü patlaması gerek normalde, yabancı adam ne bok yicek bizim anahtarı? Hem babamın adını nerden biliyor??)
– Var var… (salak bu çocuk valla. belki adam organ mafyası ve senin gevşemiş kaslarına talip?)

Neyse makinanın saçmalıklarına baktılar ve adamın parça temin etmesi gerekiyomuş. Bu sefer bastıra bastıra söyledi. “gelmeden bi gün önce ararız biz” diyor ki “gelmeden önce arayalım da o gün bari anahtarı unutma” cık cık cık…

Ben süper zeka kardeşimin “NOTU NEDEN OKUMADIIIN??!!!” sorusuna verdiği cevaptan dolayı gülme krizine girdiğimden onunla ilgili kurduğum dayak fantezilerine hiç bulaşmayayım dedim. Aynen şunu dedi:

İyi de ben oraya hiç bakmıyorum ki? Neden notu bilgisayar masasına falan bırakmadıııın???

Dedim ki, çok haklısın valla tebrik ederim. Eğer “eve giremiyorum” mesajı vermek istediğim notu, evdeki masanın üstüne bırakabilcek sihir ya da anahtar bende olsa neden bu kadar ekşına giriyim?

Bundan sonra ilk olarak not var mı diye bakması konusunda uyarıp, radyoda program yapıyormuş gibi hafta boyunca kapıda ipucu harfler bırakarak haftasonu tüm harfleri birleştirip şifreyi tamamlaması gerektiğini söyleyerek işin bokunu çıkardım.

Son olarak eve girdikten bir saat kadar sonra bi olay daha yaşadım. Anladım ki bu UFO bana pahalıya patladı. Ohh tabi elektrik faturasını ebeveynler ödediğinden ben de ısındım gitsin, hasta mı olaydım yani? Salonda klimayı kapatıp soba kurduğumuzdan elektrik az gelcek diye seviniyorlardı ki sevgili ufo sayesinde 301.10 TL elantirik faturası geldi. Zaten bize 300 TL girceği kadar girmiş, o 1 lira 10 kuruş da neyin nesi? Acımanız da mı yok a doslar..

Hep UFO’nun oyunları bunlar.. Babam da gayet farkında bunun, “ayrılcaksın o ufo’dan, illa ufo da ufo diyosan alsın seni gezegenine kaçırsın.. bu dünyada yaşamak çok pahalı!” dedi… Yani daha ciddi şeyler söyledi tabi ama ben böyle yorumladım ^^ Donuyorum şu anda! Parmaklarım uzun bi aradan sonra soğuk yüzü gördü, klavyeye sarhoş gibi basıyorlar. Yazık onlara, hemen eldiven falan giyeyim bari.

Baya uzun oldu sanırım, parmaklarım da ısındı biraz, bidahakine sağlıklı ve ısınmış bi şekilde dönmek dileğiyle, çaavv!

***

Liseli ben, vay be 😀

Paylaş:

Hakkımda

Aycan

Keşfetmeyi, yazmayı ve paylaşmayı çok seviyorum. "Ben kimim?" sorusuna yanıt bulmaya, kendimi tanımaya çalışıyorum.