6 Aralık 2015

Blog Yazarları Çalıştayı, Notlarım ve Ben

Dedem, Gofret ve Ben diye bir dizi vardı. Öyle bir başlık oldu bu, hayırlı uğurlu oldu ?

Naber? Biliyosun ki 3 Aralık’ta Evren‘in düzenlediği Blog Yazarları Çalıştayına katıldım. Tabii ki biliyordun dostum on yıldır duyuru yapıyorum, aaa! ?

İşte çalıştay bitti (neler konuşulduğunu az sonra anlatacağım), o gece Adana’ya döndüm. Sabahında kardeşim, anem ve ananem geldi. Bir gün sonra yani dün gece gittiler. Çalıştay sonrası böyle karmaşıklı  oluncaaa ben de yazmakta bir iki gün geciktim ve sonuç olarak buradayııım! ?

DSC05856

konusmaheyecaniEvet şu sağdan ikinci, dinleyicilere tip tip bakan (ki ben çok şirin göründüğümü umuyordum kesinlikle :D) bücür tipli bilogır benim. ?

Affedersiniz heyecandan altıma edecekmişim gibi bir yüz ifadem var. ? ?

Geyiği geçecek olursak,

Çalıştayda konuşmacı olarak; Evren, Kemal Kaya, Funda Güleç, Ömer Enis Şen, Alp Bolat ve ben vardım. Konuşmacı gibi mi yoksa konuşamamacı gibi mi görünüyordum bilmiyorum ama topluluğa hitap ettiğim ilk olaydı bu 🙂 O yüzden alanlarında oldukça süpersonik olan diğer arkadaşlar acemliğimi mazur görmüşlerdir diye umut ediyorum. ?

Evren’in çalıştay sonrasında paylaştığı bu yazıdan da esinlenip oturma sırasına göre yorumlayarak aklımda kalan notları paylaşıyorum;

Evren blogun kişisel bir alan olduğunu söyledi, en katıldığım görüş bu oldu çünkü bence de eğer kurumsal değilse ya da ciddi bir imajı yoksa kişisel, sınırları ve kalın duvarları olmayan özgür bir alandır ?

Kemal Kaya en çok Facebook’tan geri dönüş aldığını söyledi. Fundalina ile görüş ayrılığına düşmesi ilginç oldu bu alanda çünkü o Twitter’ın daha yararlı olduğunu düşünüyordu. Farklı fikirleri duymak ve üzerinde düşünmek daha keyifli oldu bana kalırsa. Rumuz kullanmayı gereksiz bulduğunu söyledi. Ben de buna katılmadım örneğin. Ben rumuz kullanmanın akılda kalıcılık açısından etkili olduğunu savunuyorum. Kişisel yazan birinin de gizlenme aracıdır, Pucca gibi örneğin…

Fundalina ise blogum benim işimdir dedi. Böylesine keyif verici bir hobiyi işe dönüştürmek gelecekte benim de isteyebileceğim, çok güzel bir şey. Kendine zaman ayıramasa bile bloguna ayırdığını, çok emek verdiğini, Google hizmetlerinden (kısaltma, google+ ve diğer şeyler) kesinlikle yararlanmamız gerektiğini ve blog yazarının uzman ya da bilgili olduğu konularda nitelikli içerikler üretmesi gerektiğinden bahsetti.

Ömer Enis Şen çalıştayda anlattığı anılarla oldukça dikkat çekti diye düşünüyorum. Savunduğu örnekleri deneyimlerini anlatarak paylaştı dinleyicilerle. Deneyimleri samimi bir şekilde blogda paylaşmanın da okuyucuyu daha çok çekeceğini savundu.

Alp Bolat blog yazarlığını hobi olarak yaptığını söyledi. En çok ilgimi çeken görüşü; sırf SEO konusunda artı puan almak için kendi ürettiği yartıcı bir başlığı hiçe saymadığını ve bu konuda özgür davrandığını söyledi. Bence de kesinlikle yapılması gereken bu.

Aklımda kalanlar bunlar 🙂

Ben ise e-posta aboneliğinin Türkiye’de yaygınlaşması ve önemsenmesi gerektiğinden, blogun özgür bir alan olmasından, herkesin ne istiyorsa onu yazması gerektiğinden, SEO uğruna yazıların (metin bölümünün) anahtar kelime manyağı yapılmamasını düşündüğümden ve sosyal ağlardan en çok Twitter’ı önemsediğimden bahsettim.

Çalıştay sonrası tam olarak hitap edebildim mi, konuşabildim mi diye düşünürken TED Gibi Konuş kitabı çok dikkatimi çekti.

-Front-1

Kitabı kendi gelişimim açısından satın almayı, diğer arkadaşların aklımda kalan önerileri ve e-posta aboneliği konusunda üzerinde düşündüğüm şeyleri önümüzdeki zamanlarda blogda uygulamayı planlıyorum. Bu nedenle çalıştayın çok yararlı geçtiğini düşünüyorum.

Son olarak Evren, Alp abi, Kemal, Ömer ve cidden sıkı takipçisi olduğum Fundalina ile tanışmak benim için paha biçilemezdi. Ayrıca çalıştaya gelen, yüz yüze görüşebildiğim için çok mutlu olduğum; Çağrı abi, Burakoli, Oğuz ve Resul (blog adresini bilmiyoruuum) ile tanıştık. Arayankedi ile ise Instagram’dan konuşmuştuk. Geldi mi acaba diye düşünürken çalıştay boyunca arkadaşı ile harıl harıl not alan oymuş meğersem! Aaaa!

Orada olmamı sağladığı için Evren’e 578487562324 kez teşekkür ediyorum 😀

***

Bu arada İstanbul’a indiğim andan itibaren günü Ponzo ile geçirdik. Kahvaltı ettiğimiz yerden tutun çalıştay sonrası kahve içtiğimiz yere kadar o günü blogunda anlatacağını söyledi ama, bakalım ne zaman yazacak?!

Şu an ise İstanbul yorgunluğunu atlattım, ailem de İzmir’e döndü. İstanbul’un soğuğundan da harika bir pay almış olacağım ki Rötar’ın (ev arkadaşım) çalıştığı kafede bitki çayımı yudumlayarak müthiş bir boğaz ağrısı ile baş etmeye çalışıyorum şu an. Evde olsam yazıyı dahi yazamayacak erkenden uyuyacaktım büyük ihtimalle. İyi ki gelmişim o yüzden. Sobamız var burada, kestanelerimizi bile yedik az önce.

***

DİKKAT DİKKAT!

Bir sonraki yazım aşağıdaki tivitten, yıllar önce sözünü verdiğim mim olacak. Aklımda çok içten, kişisel ve gerçek bir mim var. Tiviti favlayanlar, cevap atanlar anında mimlenecek elbette. Yorum bölümünden “Beni de mimleeee!” şeklinde haykırmak da kabulümdür! Mimlenmeyen olursa “ben de yapıcam hıh!” desin, yazsın. Ama bana haber vermeyi unutmasın, bir dahakine mimlenecek olanlar arasında yer alsın! ^^ Bir de siz de beni MİMLEYİN ARKADAŞLAR. Beni hiç mimlemiyorsunuz! Neden mimlemiyorsunuz?

Görüşmek üzereee! Kaçtıııım ?

Paylaş:

Hakkımda

Aycan

Keşfetmeyi, yazmayı ve paylaşmayı çok seviyorum. "Ben kimim?" sorusuna yanıt bulmaya, kendimi tanımaya çalışıyorum.