25 Kasım 2015

BlackBerry Sevdam ve Priv! ♥

İşte o an geldi. Yaklaşık bi yıldır kullanıyor olduğum, zaman zaman üzen ama genel olarak bağrıma basıp uğruna sözlü savaşlar verdiğim Blackberry telefonumu anlatacağım sana…

Kimilerine göre dikiş tutturamamış, kimilerine göre beş para etmez kimilerine göre ise (en birinciler) süperötesi bir marka olan BlackBerry’i ben neden seviyorum bilmiyorum. Hayır, cidden bilmiyorum ama farklı bi sevgi bu.

Bundan bi önceki telefonum sayesinde (HTC Wildfire S) rootuna kadar bulaştığım, Android işletim sisteminden feci sıkılmış, iğrenç güncelleleri ile iyice böğğ olmuştum. Bu soğumanın haklı gururunu yaşarken, gözüm diğer işletim sistemlerine kayıyordu elbette. iOS hoştu, güzeldi ancak çok tuzluydu tabii, dolayısıyla koşarak uzaklaştım 😀 Windows Phone OS’a sıcak bakıyor gibiydim ama tam da içime sinmemişti.

2014 yazında kendime telefon almak için girdiğim bir prefabrik şirketinde asistan olarak çalışıyordum. Üç hafta geçti ve maaşımı almama kısa bir süre kalmıştı. Derken o gece… (burayı okurken  fonda eye of the tiger çalıyor :D) Saat bir, iki sularıydı. Alışveriş sitelerindeki indirimli telefonları incelerken bir anda 850TL olan BlackBerry’i gördüm, ben şok ben iptal. Hemen işletim sistemine baktım. Kendi OS’unu kullanan bu telefona adeta çarpıldım. (fonda bu şarkı, kesinlikle dinlemelisin)

Maaşımı almama bir hafta olmasına rağmen annemden borç alarak o gecenin sabahında BlackBerry Z10’u internetten şakkadanak aldım ve ölümsüz bir aşk başlamış oldu.

Üç ay geçti. Ben işletim sistemini hala tam olarak çözememiştim ve öylesine mutluydum ki. OS ile uyumlu uygulamalar arasında Instagram yok, Snapchat yok, bir sürü şey yok! (hala yoklar) Hepsini .apk ile yüklemem gerekiyordu. Yaaaani harikaydı! Çünkü böylelikle sıkıcı değildi. İşte bu dedim, bak beni ne güzel uğraştırıyor dedim, yürü be goçum dedim. BlackBerry dedim, geçtim.

Sonra bir gün Gönül Kahvesi’ne gittik Sabrina ile. Şarja takmaları için kasaya bıraktım. İşte o gün bir haller oldu telefona. Logo ekranına kadar açılıp orada takılmaya başladı. Bir hafta boyunca açılmadı, mecburen servise gitti. Bir hafta sonra da turp gibi geri döndü yavrucak. Sardım sarmaladım, uzun bir süre hiçbir kasaya emanet etmedim 😀

***

Şimdi de Blackberry Priv!

Şimdi gelelim asıl konumuza. Geçen yıl (sanırım) bu dönemlerde, işletim sistemini sadece kendi markasında kullandığı için epey bir zorluk çeken sevgili BlackBerry, Türkiye pazarından çekildiğini açıkladı. 🙁 Yıktı geçti beni bu haber. Nasıl olur dedim. “Sen eskiyince ben ne halt yiyeceğim ha?!” diye Z10’a sordum, cevap vermedi.

blackberry

Derken iki gün önce Priv piyasaya sürüldü. Teknobeyin‘in mobil haberleri bölümünü aşındırırken bu yazı ile keşfettiğim ve o zamandan beri sızan görüntülerini ağlayarak takip ettiğim Priv, sevenleri ile buluştu ancak benle buluşamadı. Hem dev ekranlı, hem klavyeli, 3GB RAM’li, 21MP arka kameralı, 2500TL civarı satış fiyatı olan bir telefon hayal edin. Tek eksisi Android işletim sistemli oluşu. Gerçi herifler ne yapsın, koca Instagram bile “Yav bilekberi diye bir işletim sistemi varmış, bizim uygulama orada yoğimiiiş!” demezken… Hem Android de benim milattan önce kullandığım HTC’deki halinden çok daha iyidir şimdi. Bilekberi olsun çamurdan olsun! Optimus Prime gibi bir şey bu. Priv. Ah be Priv. (burada da bu şarkı çalsın madem ay)

Bir de fragmanını izlediniz mi, oldu bitti maşallah.

Klavye açıkken bile önerilen kelimeyi yukarı kaydırıldığında yazması ?

Olayın acı tarafı ise şu; Priv galiba Türkiye’de satışa sunulmayacak. Allah’ım ne olur Vodafone kampanyalı bir şeyler yapıp sevenleri kavuştursun ?

Son olarak, BlackBerry’e laf ettirmem, eden olursa “telefonun kassın da bir ay teknik serviste kalsın inşallah” gibi beddualar ederim. Böyle de kötüyümdür nih nih. Erkek arkadaşımla ilk tartışmalarımızın sebebiydi bu. Apple hayranı olan iPhone’lu beyimizin BlackBerry’e “oyuncak telefon gibi” demesidir mesela ? Oyuncak telefon demek ha… 😀

Bir markaya bu denli delicesine bağlanmış olmak tuhaf gelebilir ama ne yapalım. Bu sonsuz ve karşılık beklemediğim sevgi ile yaşayıp gideceğim. Onu her incittiğimde, bugün elimden kayıp akrobasi yaparak yere düştüğündeki hislerim gibi, içim acıyarak ayağa kaldıracağım. Her ne kadar on iki saat bile dayanmasa da onu enerjisiz, şarjsız bırakmayacağım. O benim canım, o benim sağ kolum. Eyvallah Bilekberi.

Sağlıcakla dostum, kendine cici bak 😀

Paylaş:

Hakkımda

Aycan

Keşfetmeyi, yazmayı ve paylaşmayı çok seviyorum. "Ben kimim?" sorusuna yanıt bulmaya, kendimi tanımaya çalışıyorum.