25 Ocak 2016

Başlık koymadan yazmaya başladığım yazı…

Merhaba! Yazının tamamı büyük harflerle yazılmış bölümlerinde bağırarak ve çok hızlı konuşuyorum bakın, ona göre okumalısınız.

Başlık koymadan yazmaya başlamaya karar verdim. Evet bu bi gelişme! Çünkü uzun zamandır (yazmayalı yirmi üç gün olmuş!) yeni yazı sayfasını açıp başlık koymaya çalışırken sekmeyi öylece, bi başına, yapayanlız… (tamam tamam çok acıklı bi sekme bu) unutup gidiyorum. KOYMAYACAĞIM SENİ BAŞLIK VE BU SEFER YAZACAĞIM BU YAZIYI! Bakın kızdım ve bağırdım.

Ne yazacağımı bildiğim pek söylenemez. Genelinden hayattan bahsedip amaçsız bi şeyler karalamaya geldim.

Bu yıl o kadar yoruldum ki. Okul zamanlarında daha önce hiç bu kadar yıprandığımı ve düşüncelere boğulduğumu hatırlamıyorum. Vize döneminde sahafta çalışıyordum, blogda da bahsetmiştim. Kasım ayının sonuna doğru sahafın sahibi Sahaf Bey ile konuştuk ve yarıyıl tatilinde İzmir’de olacağımı söyledim. Tam da kitap fuarının başladığı dönem. Böyle ters bi zamanlama problemi olduğundan ve kendim için de okula zaman ayırmam gerektiğini düşündüğümden (derslerde uyuyordum :D) işi bıraktım. Bu olay tee vizelerin bitiminde oldu. Kısacası ipin ucu çoktan kaçmıştı tabii. Bu dönemi nasıl atlatıcam diye düşünürken sadece bir derste devamsızlıktan kalarak dönemi sona erdirdim. Bana kalırsa büyük bi başarı, daha kötülerine hazırlamıştım kendimi oysa ki 😀 Bu dönemden aldığım birkaç ders varsa onlar da;

  • Nolur teslimlerinin baskılarını almayı son güne bırakma!
  • Planlar, listeler yap ancak bunları geniş bi zamana yay. Zirilyon tane şeyi bi günde bitirmek zorunda değilsin. ZATEN YAPAMIYORSUN!
  • Devamsızlık yapma. Hem de hiç. Sıfır. Hiç. HİİİİİİÇ!

Yazı panelinde ve cümlelerimde kara bulutlarla dolu bir havasızlık seziyorum. Sanırım burnumun tıkanıklığı iç dünyama az miktarda oksijen girmesine sebep olduğu için oluşuyor bu sıkıcı paragraflar. HASTAYIIIM! Hem de İzmir’e geldiğimden beri. Tam bir haftadır lanetolası bi antibiyotik, sprey, kapsül, suda eritilen iğrenç tattaki şeylerden mi kullanmadım, niagara şelalelerini andıran burnum sayesinde rolu rulo tuvalet kağıdı mı bitirmedim. Domuz gribi miyim neyim ben de anlamadım ama lütfen ölmiyim daha hazır değilim 🙁 Ölecekmişim gibi hissediyorum. Bazen oluyor o his. Sabah uyanıyorum, dışarı çıkıyorum karşıdan karşıya geçerken diyorum ki “sanırım bugün ölücem.” Daha hiç başıma gelmedi şükür ki.

Niteliksiz sinirlenme hali: İzmir’e gelirken uçuş sırasında tam kanat tarafına denk gelmiştim ve harika bir manzara ile birlikte “bu kanat ve manzara fotoğrafını çekmeliyim!” diye düşünerek telefonuma sarıldım. Ancak sevgili Blackberry’m açılmak bilmedi. Tam açıldı derken, harika fotoğraflar çektim. Ancak uçaktan inince fark ettim ki yeni açıldığı için beyni yanmış ve çektiğim fotoğrafları kaydetmemiş 🙁 İçim yandıııı içim! Gitti kanat. Gitti bulutlar, nerelere gidem. Bu telefon beni üzüyor. Biriniz Priv hediye edin 😀

Tatilim nasıl mı geçiyor? Tam istediğim gibi! Yani genel olarak hiçbir şey yapmayarak. Bir bölümü film ve dizi izleyerek, kitap ve çizgi roman okuyarak, müzik dinleyerek. Kahve içemeyerek. BU EVDE KAHVE YOK ALLAHIM BEŞ AYDIR EVDE OLMADIĞIM NASIL DA BELLİ OLUYOR. Anneme mesaj atayım da gelirken Bim’den VIP alsın. Napiim, çok ucuz be! Kahve kahvedir. (İnşallah Nescafe alır.) <– bkz: fakirin umudu.

Planlarım var ancak bunları gerçekleştirmek için enerjim, isteğim, hevesim ya da çabam yok. Hatta öylesine olan, sırf belki bi ara, bişiler yapasım gelir diye yaptığım planlar. Her zamanki gibi “Yapılacaklar!” listem yok bu sefer. Çünkü yıldım. Birazcık kendi iç dünyamı dinlemek ve anı yaşamak istiyorum. Sessizliğin sesindeki beyaz boşluğu falan dinliyorum. Yapmak istediklerimden de bahsedeyim yine de. Blog ile ilgili planlarım var. Bi çekiliş düzenlemek, Atölye sayfasını yaptığım çalışmaların satın alınabilir olmasını sağlayarak geliştirmek, aklımdaki birkaç konuda yazı yazmak; bölümümle alakalı seriler, film, dizi, kitap, çizgi-romanlar hakkında tanıtımlar… Falanlar filanlar. Yapmaya başlayacak hevesi bulursam bu paragraf işime yarayacak 😀

Erasmus başvurumu yapacağım az sonra. Hazır bilgisayar başına geçmiş ve henüz hapşuruktan ölmemişken bunu yapmalıyım.

Bir takım bağlantılar;

  • Bu listede ben de varmışım heh-haaa! Çok mutluyum. Havamı da atar giderim, şşşt.
  • Kafa yormayan, solosuz, Indie, sakin, huşulu müzikleri seviyorsan bunlara bi göz at; Jeremy Messersmith, Chris Koza, Blind Pilot, City And Colour, Rodriguéz, Autoheart, Horse Feather. Ya da uğraşmaa, direeeek Spotify listeme git! 🙂 (kullanıcı adım: pinquitte)
  • Burada takip ettiğim blogların listesi var! Eğer “beni niye takip etmiyon yaa :(” dersen üzülme, henüz blogunu görmemişimdir. İletişim bölümünden bana blogunu yollaaa! 🙂

Bu da şarkı olsun o zaman.

Yorum bölümü bozuktu en son, bi test edebilir misin çalışıyo mu? (ASLINDA ÇALIŞTIĞINI BİLİYORUM AMA…) 😛

Görüşmek üzereeee!! 🙂

Paylaş:

Hakkımda

Aycan

Keşfetmeyi, yazmayı ve paylaşmayı çok seviyorum. "Ben kimim?" sorusuna yanıt bulmaya, kendimi tanımaya çalışıyorum.